HABER - YORUM

 

Paparazzi yasasından önce Polonya Cumhurbaşkanı'nın yasak aşkı...

TBMM Genel Kurulu'na gelmek üzere olan bir yasa teklifi var. Hani gizi kameraları, teypleri kullanan gazetecilerin, izin almadan fotoğraf çeken paparazzilerin hapis cezası yiyeceği yasa... 'Özel yaşam nedir? Nerede kamu yararı başlar?' kavgalarını düzene sokan yasa...

Her naneyi yerken düşünmeyen bazı insanların, yakalandıktan sonra 'Özel Yaşam Kutsallığı'nı anımsamasını artık duymak istemiyorum. Çünkü çok yoruldum.

Ama bu konuda çok yeni bir Avrupa örneğini de anlatmadan edemeyeceğim.

İddialara göre; 49 yaşındaki Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwasnievski, 30 yaşındaki şarkıcı Edyta Gorniak ile büyük aşk yaşıyor. Hatta Gorniak hamile... Durumu bilen Cumhurbaşkanı'nın eşi Jolanta Kwasnievski de benim diyen mankenden daha güzel bir kadın. 46 yaşında ama 25 gibi duruyor. Geçen yıl ABD Başkanı Bush, Jolanta'yı görünce iyice şaşılaşmıştı.

Bu yasak aşk Polonya Gazeteleri'nin bir numaralı konusu... Başkan yalanlıyor ama gazeteciler bildiklerini okuyorlar. Taa Güney Kore'de ki Dünya Kupası finallerinde neler yaptıklarına dek inceliyorlar. Yani Cumhurbaşkanı diye ayrıcalık tanınmıyor. Cumhurbaşkanı'ndan korkmuyor, 'Özel Yaşam Kutsaldır' filan diyen de yok. Aynen Clinton'un Beyaz Saray'da başına gelenler gibi...

'Orası Polonya, her şey normal...' diyenlerinizi duyar gibiyim. Oysa Polonya halkı, bizim 'yobaz' dediğimiz insanlar kadar dini yani katolik kurallarına bağlıdır. 2003 yılında hala ikinci kez evlenmek kiliseye göre yasak. Kilisede sadece bir kez evlenebilirsin. Kürtaj yaptırmak hem yasalara göre hem de kiliseye göre imkansız. Zina yapmak feci günah... Harama uçkur çözmek de öyle... Yani bizden daha tutucu ve papazlarından korkan bir halk. Sıkıysa Pazar günü kiliseye gitmesinler...

İşte böyle bir toplumda Cumhurbaşkanı, şarkıcı bir kızı hamile bırakmış. Acaba bizde olsa ne olurdu?

 

İki okul 'görme özürlü öğrenci' arıyor...

Üsküdar'da görmeyen çocuklar için tam donanımlı 'Türkan Sabancı Okulu' öğrenci arıyor. Hatta zeka yönünden özürlü kardeşlerimiz bile orada eğitim alabilir. Yatılı bölümü de var. Kısacası tam donanımlı muhteşem bir okul... Türkan Hanım daha ne yapsın? Milyarlar verip okul yaptırmış, öğrenci de arayacak değil ya... Bu okulun müdürü Feyzullah Güler... Telefonu: 0-216-3104912... Çevrenizde bu durumda bulunan yavru varsa, hemen müdürü arayın.

'Sarıyer Veysel Vardal Görme Engelliler İlköğretim Okulu' da aynı durumda... Hatta bu okul öğrenci azlığından kapanma tehlikesi ile karşı karşıya. Oysa kimbilir bu imkanlara muhtaç kaç çocuğumuz var. Bize düşen görev, bu çocuklarımızı bulup imkanı onlara ulaştırmak. Bu okulun müdürü Muzaffer Şen... Telefonu ise: 0-212-3104912...

Peki bu bilgileri bana kim gönderdi? Hiç tanımadığım, sadece 'ayhanbolat@hotmail.com' elektronik posta adresini bildiğim bir hayırsever... Allah ondan razı olsun...

 

Çelik konuştukça daha çok rezil oluyor...

Çelik televizyonlara çıkıp böyle konuştukça... Sanırım çok kişi Kadir İnanır'a hak verecek. Motivasyon davasında kamuoyunun kararı değişecek. Mahkeme Kadir'i suçlu bulup para cezası verse de...

Nasıl konuşmalar öyle? Çelik gibi İstanbul'da büyümüş, konservatuarın yüksek bölümünü bitirmiş ve o güzelim besteleri yapan hassas! delikanlı... Halkın gözünden çok düştü. Tam bir kenar mahallenin görgüsüz delikanlısı oldu.

O ne olduğu belli olmayan dostmuş, düşmanmış, tarikatmış, beste hırsızlığı imiş, platonik aşkmış gibi deli saçmalarından asla söz etmeyeceğim.

Midenizin yeterince bulandığını biliyorum. Ama Çelik'i tanımanız açısından Ayşe Ersoy adındaki kadın önemli...

Çelik bir TV programında Ayşe Hanım'a öyle seslendi ki... Tek kelime ile iğrenç... Magandalar bile bir bayana böyle hitap etmiyor artık. Ağzından salyalar akıyordu.

Bu arada öğrendik ki Çelik meğerse MİT ajanı! imiş. Türkiye aleyhine çıkan tüm yazıları MİT'in internet sitesine gönderiyormuş. Bunları kendisi söylüyor. Demek bu yüzden Çelik her ay tipini değiştiriyor. Tanınmasın diye... İnsan gülmemek için kendini zor tutuyor. Her halde MİT mensupları bunları duyunca çok eğlenmişlerdir. Çelik o işleri şarkı söylemek sandı.

Ayşe Ersoy adındaki o kadına da bu hakaretler müstehak...

Bir... aşık olacağı erkeği iyi seçseydi.

İki... hadi aşık oldu, bunu gazetecilere bağıra bağıra söylemese idi...

Bir şarkıcının içyüzünü de böylece öğrenmiş olduk. Yaşasın delikanlılık...

 

Pamukbank'da çalışanlar artık hamile kalabilecek mi?

Aman kardeşlerim. Biraz daha sabır... Yıllardır bekliyorsunuz, 3 yıl daha bekleseniz ne fark eder. Bakın tıp ilmi çok ilerledi, öyle 35 yaşından sonra bebek yapmanın tehlikesi filan kalmadı. 50 yaşındaki kadınlar bile gönül rahatlığınla doğuruyorlar. Üstelik yavrular spastik değil, tam tersi daha akıllı oluyor.

Pamukbank'da çalıştığı için 10 yıldır anne olamayan kardeşlerim lütfen biraz daha sabır.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BBDK) en fazla 3 yıl içinde duruma hakim olacakmış. Çukurova Grubu'nun, Pamukbank ve Yapı Kredi Bankası ile ilişkisi kalmayacakmış.

İnşallah bu iki bankayı insan haklarına saygılı bir kişi veya kurum satın alır. Çalışan bayanlar da kovulma korkusu olmadan anne olur.

Düşünsenize... 2003 yılında 'hamile kalanın işine son veren' bir anlayış. Bu Avrupa'da olsa, kadınların sivil toplumları kimbilir neler yapardı. O firma öyle bir boykot yerdi ki bir daha şeyinin üzerinde oturamazdı.

Neymiş efendim çalışan memureler hamile kalırsa randıman düşüyormuş. Doğum izni var ya... Galiba iki ay filan. Bu patron takımını rahasız ediyormuş. Lohusa memurların süt izni olarak bir saat daha az çalışması da... Kısaca hamile kalanlar doğum iznine çıkınca işine dönemiyormuş. Çünkü istifası o dakika alınıyormuş. Korkudan kimse anne olamıyormuş. Ama bu yazılı emir olarak değil, kulaktan kulağa personele iletiliyormuş.

Pek çok 'Genç Pamukbank'lı yıllardır anne olma özlemi ile yaşadığını ben tesadüfen öğrendim. Bu bilgiler bana yazılsın diye verilmedi. Sohbet sırasında anlatıldı.

Gülay Göktürk, Duygu Asena, Ruhat Mengi, Ayşe Arman, Pakize Suda, Canan Barlas, Güler Kazmacı... Benim sevgili arkadaşlarım. İşsiz kalmamak için anne olamayan bankacı kızların psikolojini yazar mısınız? O kızları benden çok daha iyi siz anlarsınız.

BBDK, bu milletin vergilerinden toplanan 5 milyar doları Çukurova Grubu'na verip Mehmet Emin Karamehmet'i kurtardı. Bari bankada bayanların anne olmasını da kurtarsa... Hiç olmazsa binlerce genç anneden 'hayır duaları' alır.

 

Ya onlar aktör, ya bunlar, çözemedim...

En çok izlenen TV dizilerinde başrol oynayan aktörlere bir bakın. Özcan Deniz, Emrah, Yavuz Bingöl, Alişan...

Mahsun Kırmızıgül de iddialı bir dizi ile ekrana gelmeye hazırlanıyormuş.

Geçmişte İbrahim Tatlıses 'Fırat' dizisinde başrol oynamıştı. Küçük İbo ve Küçük Onur da diziler de başrol oynadılar.

Türkücü ve arabeskçilerin daha çok reyting alması nedeniyle TV yapımcılarına ve TV genel müdürlerine çok hak veriyorum. Çünkü para gerekiyor. Patronlar TV kanallarını para dağıtmak için kurmadılar. İyi güzel...

Peki biz son 30 yıldır (daha eskiyi saymıyorum artık) Ayhan Işık, Yılmaz Güney, İzzet Günay, Kartal Tibet, Fikret Hakan, Kadir İnanır, Tarık Akan, Hakan Balamir, Cüneyt Arkın, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Halil Ergün ve Aytaç Arman gibi aktörleri önce sinema da, sonra TV lerde boşuna mı izledik? Onların oyun gücünden hiç birşey öğrenemedik mi?

Son 5 yıldır Kenan Işık, Mehmet Ali Erbil, Haluk Bilginer, Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Tamer Karadağlı'yı boşuna mı 'süper aktör' olarak baş tacı yaptık? Bilmeyerek mi onları takdir ettik? Veya gerçek aktör oldukları için mi?

Bir teslik var bu işte. Ben çözemedim...

Ya kendini aktör sanan arabeskçiler haklı, ya da 'aktörlük yapacağım' diye yıllarını bu işe adayan insanlar...

 

Evli adam nasıl evlenme teklif eder?

Gülben Ergen gazeteciler demiş ki; 'Metin Güneş benimle evlenmek istedi. Benim ise evlenmeye niyetim yoktu. Bu yüzden ayrıldık'...

Bu sözlerin yarısı doğru...

Gülben Ergen gerçekten evlenmek istemiyordur.

Yarısı da yalan.

Çünkü Metin Güneş evi ve dört çocuk babası...

Gülben için eşinden ayrılmadı ve ayrılamaz. Töreleri ve ailesi buna asla izin vermez. Ama Gülben'e 'Evli bir erkekle beraber dedirtmemek için ayrıldım' dedi. Bu yüzden de Metin Güneş'in evlenme teklifi yapması, tamamen hayal ürünü.

Gülben, Metin'in hakkında tek kötü kelime konuşmayacağını o kadar emin ki. Uçuyor işte...

 

"Bu yolu ben seçmedim"

Şansını dünya podyumlarında denemeye hazırlanan Güzide Duran, medyatikliğin kendi seçimi olmadığını söylüyor. Mankenlikte adından ne kadar çok söz edilirse o kadar prim yapıldığını anlatan Duran, "Bazen ben bu yola gitmeliyim demiyorsun, birşey seni götürüyor. Ben de bir şekilde bu yola itildim" diyor.

Deniz Akkaya ve Çağla Şikel'le girdiği polemiklerle magazin basının gündemini uzun süre meşgul eden Güzide Duran, o dönem yaşadığı tartışmaların nedenini Deniz Akkaya'yla çok yakın olmasına bağlıyor ve ekliyor: "Bu piyasada Deniz'i pek kimse sevmez. Onun yakın arkadaşı olunca bana da cephe aldılar." Bir reklam filminde birlikte yer aldığı Ebru Şallı'yla aralarında çok kötü bir elektrik olduğunu söyleyen ünlü manken "Ebru benim iyi model olmadığımla ilgili basına bir açıklama yapmıştı. İyi model olup olmadığımı görecek. Sadece beni sevmediği ve Deniz'le kavgalı olduğum için şimdi Deniz'in çok yakın arkadaşı oldu" diyor. Türkiye'nin artık kendisine yetmediğini ve büyük oynamak istediğini söyleyen manken bugünlerde mesleğini dünya podyumlarında sürdürmek için Amerika'ya gitmeye hazırlanıyor. Güzide Duran Türkiye'deki son moda çekimini ünlü modacı Ertan Kayıtken imzalı kıyafetlerle Milliyet Vitrin için yaptı.

Kendime hediye almayı seviyorum

Alışveriş yapmayı seviyor musun?
Bu aralar çok iyi değil. Biraz birikim yapmak istiyorum, o yüzden alışveriş olayını frenledim, zaten çok para harcamam. Pazardan bir tişört alıp onu da yakıştırmayı bilirim. Marka düşkünü değilim. Bazen moralim bozuk olur, "Gel Güzide sana bir pantolon alalım" derim. Ama bunu çok sık yapmam.

Hangi markaları tercih ediyorsun?
Zaten özel gecelerde giydiğim kıyafetlerimin hepsini Ertan Kayıtken hazırlıyor. Bir de Zara'yı çok seviyorum. Bir çantaya veya o tarz birşeye çok fazla para veren insanları anlamıyorum.

Modacı Ertan Kayıtken'le işbirliğine gittin. Tüm özel kıyafetlerini hazırlayacak. Bu ortaklık nasıl başladı?
Ertan herşeyden önce çok sevdiğim bir insan. Türkiye'de çok iyi modacılar olabilir ama o benim gönlümün modacısı. Mankenlerin içinde Sema Şimşek neyse modacıların içinde de Ertan odur. Sonuçta o da istese kendini modacı kavgalarının içine dahil edebilirdi. Ben Ertan'ın iyi niyetini seviyorum. "Merhaba" deyişi bile samimi geliyor ama diğer modacılara bakınca o samimiyeti göremiyorum. Ayrıca diğer modacıların kıyafetlerini bir kişinin üzerinde görüp sonra 10 kişinin üzerinde görüyorsun. Ben bunu istemiyorum.

Sizin ortaklığınız Deniz Akkaya ve Cengiz Abazoğlu'nun ilişkisinden ne noktada ayrılıyor?
Cengiz'le Deniz arasında da çok iyi bir ilişki var. Onlar da herşeyden önce arkadaş. Ama mesela Deniz bir kıyafet giyiyor arkasından herkesin üzerinde aynı kıyafet var. Bir kıyafeti 10 tane mankenin giymesi bana ters geliyor. Ertan'ın bana diktiği bir kıyafeti başkasının üzerinde göremezsiniz.

Kavgalarınla hergün bir yerdeydin. Ama şimdi daha sakin bir döneme girdin. En azından polemiğe girmiyorsun. Sebebi ne?
2002 boyunca çok gündemdeydim; hâlâ da böyleyim. O dönemden farkı o zaman çok gereksiz cevaplar veriyordum, her tartışmanın içindeydim. Ama keşke yapmasaydım demiyorum. Bu camiada kendini bazı şeylere yapmaya zorunlu duyuyorsun, kendini savunma ihtiyacı hissediyorsun. Eskiden daha dobraydım, şimdi bilerek konuşmuyorum.

Medyatik olmak demek sence sürekli birilerine sataşmak mı demek?
Ben bunların hiçbirini medyatik olmak için yapmadım. Ben 1996'da Best Model seçildim. İstesem o zaman da gündeme gelirdim, bunu kullanırdım. Bir dergiye kapak oldum. Ondan sonra herkes "Kim bu kız?" demeye başladı. Zaten İlker bile bana o derginin kapağındaki fotoğraftan aşık oldu. Yani herşey kendiliğinden gelişti.

Mankenlik medyatik olmadan yapılamayacak bir iş mi?
6 senedir bu işin içindeydim ve çok güzel işler yapıyordum. Ama bu kadar kazanmıyordum. Sonuçta bu işte görsel basında ne kadar yeralırsanız o kadar iş alırsınız. Hergün bir adamla yazılmak bile insanlara prim getiriyor.

O zaman bu bir tercih yani?
Evet tercih ama bazen sen tercih etmiyorsun. O yola seni birşey bir şekilde götürüyor. Ben o yola gitmek istemedim, o yola itildim. Kulis arkasında otururken birden burnuma bir mikrofon sokuldu, telefonlarım susmadı.

Hangi manken bir sorun yaşasa yurtdışına gidiyor. Yurtdışı sizin camiada bir kaçış mı?
Benim gidiş amacım tabii ki bu değil. Zaten o tür olaylar yaşamıyorum. Benim düzenli bir ilişkim var. Beni bir bardan çıkarken göremezsiniz. Ben işim bitince evime gidip erkek arkadaşımla film izlemekten daha çok zevk alıyorum. Ben yurtdışına gidip orada para kazanmak istiyorum. Bu işi orada yapmak istiyorum ve kendime de çok inanıyorum.

Dünya podyumlarında yürüyecek kalitede birçok modelimiz var ama cesaret edip yurtdışına gidemiyorlar. Sen nasıl karar verdin?
Tatil için yurtdışında olduğum bir zaman yanımızda İlker, Filiz anne de vardı. Restoranda sakin sakin otururken bir adam gelip bana Valentino'nun defilesine çıkmamı teklif etti. Valentino'nun sağ kolu. Ertesi gün gidip Valentino'yla tanıştım, prova yapıldı, kontrat imzalandı. Ama o dönem ikiz kulelerin bombalanması olayı oldu ve defile iptal edildi. Ben daha büyük oynamak ve zoru başarmak istiyorum.

Şu anda İlker İnanoğlu ile uzun süredir devam eden bir birlikteliğin var. Düzenli bir ilişki bu işte sence avantaj mı?
Hayatta en büyük şanslarımdan biri İlker gibi bir insanla birlikte olmak. Beni yurtdışı olayında da en çok cesaretlendiren İlker oldu. O da benimle gelecek ve eğer o olmasaydı daha çekimser olabilirdim diye düşünüyorum.

Birlikte gidecek ama İlker Bey evde oturup seni beklemeyecek herhalde?
Onun kafasında da bazı projeler var tabii. Zaten gidip gelmeler yapacak. 10 yıl orada yaşadı, bağlantıları var. Bir bakarsanız İlker de orada çok büyük bir filmde oynar. Ben bu konuyu fazla açmak istemiyorum ama onun da sürpriz projeleri var yurtdışıyla ilgili.

Kimseyi sevmek zorunda değilim...

Çağla Şikel'le aran kötüydü, Deniz Akkaya'yla aran iyiyken bozuldu. Ardından Tuba Ünsal... Sürekli taraf değiştiriyormuş gibi bir halin var.
Tam olarak öyle değil. Deniz bu piyasada çok sevilen bir insan değil ve ben o zaman onun en samimi arkadaşı olduğum için insanlar beni de sevmediler. Sonuçta ben bunu takmadım. Deniz de takmadı. Kimse beni sevmek zorunda değil ben de kimseyi sevmek zorunda değilim. Bizim camiada bu daha da normal çünkü hepimiz birbirimizden güzel kızlarız ve bir şekilde birbirimizi çekemiyoruz. Kuliste en güzel kıyafeti giymek için kavga ettiğimiz bile oluyor. Kıskançlık aşmış durumda yani.

Peki niye tüm kavgalarda problemli taraf gibi gösteriliyorsun?
Ben bir insandan ters elektrik aldığım zaman o insana karşı yakın olmak zorunda değilim. Çağla ile birlikte Bonus Card reklamında oynadıktan sonra Ebru Şallı gazetelere benim iyi bir model olmadığımla ilgili bir açıklama yapmıştı. İyi bir model olup olmadığımı görecek o ayrı mesele ama mesela ben o kızdan baştan beri hiç iyi elektrik almıyorum. Şu anda mesela Deniz'in çok yakın arkadaşı. Mesela o kız beni sevmiyor, ben de onu sevmiyorum. Ama benim biriyle aramda problem çıkınca hemen gidip onun çok yakın arkadaşı oluyor. Yanındaki insanı da dolduruyor.

Çağla'yla aranız nasıl bu kadar olaydan sonra?
Çağla'yı seviyorum ve şu anda arkadaşım. Başta bazı problemler yaşadık ama onun yaşadığı olaylardan sonra onun için çok üzüldüm. Onun sorunu insanlara çok fazla güvenmesi ve çok duygusal olması. Yaşadığı bütün olaylar insanlar onu kıskandığı için başına geldi.

 










<< Ana Sayfa    
 
english . türkçe

Copyright International Whisky Co. 1999-2009
by Performans